YUSUF VE KEREM KARDEŞLER

İKİ KARDEŞ, AYNI KADER

Yusuf Eren ve Kerem Ali iki kardeş, gen bozukluğundan Serebral Palsi olmuş aynı kaderi paylaşan abi kardeşin hikayesini sizinle paylaşacağım. İstanbul Bayrampaşa’da yaşayan bu iki sübyanın penceresinden, dünyaya bakalım, onların nasıl bir hayat yaşadıklarına şahit olalım. Dört duvar arasında bakıma muhtaç olarak yaşamanın zorluklarını empatiyle kendi hayatımızmış gibi yaşayalım. Belki o vakit, merhamet duygularımız kabarır da, insani değerlerimizin asla yok olmayacağını görürüz.

Kapitalist, bencil ve fırsatçıların güçlü gibi gözüksede her daim masum ve mazlum insanların kazandığı bir mücadeledir. Engelli bir evladınız yoksa, zorluk nedir tahmin bile edemezsiniz. Dünyada görebileceğiniz meleklerdir engelli çocuklar.

SEBEPLER KADERİN TECELLİSİ İÇİN BİRER MÜSEBBİBLERDİR.

Yusuf Eren Turgut Uyurken

Hikaye dememize bakmayın siz, yaşanmışın ta kendisidir burada yazılanlar. Uydurma şöyle dursun, yaşananların sadece kabaca özetlenmesidir bu yazıya dökülenler. Anlaması zor olsada Allah, dağına göre kar vermesinin alenen ispatıdır her bir cümlesi. Bu nedenle ibret alarak okuyup, acımak şöyle dursun, ‘ben ne yapabilirim bu masumlar için’ diye dertlenerek ders alınmalıdır. Vah vah zavallıcıklara demenin kimsenin ihtiyacı yoktur, buradaki gizli sessiz haykırışları duyma vakti gelmiş de geçiyor, ey taş kalpli insanoğlu.

Her sağlam insan, ölmediği sürece potansiyel bir engellidir aslında. Evinden sağlam çıkar, akşama sağlam dönemeyebilir. Bu kaderdir, Allah’ın yazgısıdır, sabırla bir kul olarak boyun eğilen kabullenmedir. Sebepler mi? Onlar sadece kazasıdır, her sebep aslında birer müsebbibidir, kader elbet tecelli edecektir. Bazen anne-babanın, bazen de doktorun, hemşirenin kazasıdır ancak, sebeplere takılmamak lazım gelir. Allah böyle takdir etmiştir, yapacak bir şey yoktur.

Cezalı, suçlu elbette varsa çeker hem bu dünyada, hem kabirde, hem de ahirette. Cezasız elbet kalmayacak, ama bize şimdilik düşen bu masumların hayatlarının en yüksek kalitede yaşamaları için onlara destek olmaktır.

YUSUF EREN EFENDİ

Yusuf 2002 yılının soğuk Ocak ayının 27’sinde İstanbul, Küçükköy’ de sağlıklı bir bebek olarak doğdu. Doğum sürecinde, doğum esnasın herhangi bir sorunu olmadı Yusuf Eren’ in. Dahası, Yusuf’ un bebekliği on sekiz ayına kadar gayet normaldi, bu süreçte sadece yatak içerisinde dönemiyordu. Bunun dışındaki tüm gelişmeler yaşıtlarıyla aynıydı ve gayet normaldi.

O günleri anlatırken aynen yaşayan, buğulu gözleriyle anlatmaya başladı annesi; ‘Yusuf’um normal emekleyen bir çocuktu aslında. Sonraları ne olduysa artık dirsekleri sanki güçsüzleşti, emeklerken bedenini kaldıramıyor, burnunu yere çarpmaya başlamıştı. hastalığının ilk belirtilerini 18 ayının bitirmesiyle görmeye başladık. Tutunarak yürüyebilen Yusuf önceleri kontrollü ama ardından tamamen kontrolsüzce yere düşmeleri başlayınca çocuk doktoruna götürdük. Doktorumuz bizi nöroloji bölümüne sevkimizi yaptı.

Nöroloji bölümünde MR, BT, EEG ve EMG gibi onlarca test ve araştırma sonucunda hastalığı için net bir teşhis konulamadı ama kas kontrolsüzlüğünün bir nevi spastik sorun olduğunu öne sürdüler. Hemen fizik tedavi sürecine başladı Yusuf.

2004 yılında SGK fizik tedavi ücretini sadece 3 yaş ve üstü çocuklar için ödüyordu ve bu durumda Yusuf’un maliyetini üç yaşına gelene kadar ailesi kendi cebinden ödediler. Bir kuru maaşla çalışan baba engelli oğlunun giderlerini karşılamakta zorlanıyordu, Yusuf’un tabiriyle Aydede Aydın ve ailenin diğer büyükleri yardımlarını esirgemiyordu.

ZORLUKLAR ÜST ÜSTE GELDİĞİNDE

Aydede Aydın bey ve torunu Yusuf Efendi

Hayatta bir zorlukla karşılaşırız zaman zaman ama öyle durumlar olur ki, bu zorluklar üst üste gelir insanın üzerine. Yusuf’un verdiği mücadele, ailesinin tabi olduğu imtihana yeni bir imtihan ekleniyordu. Yusuf dört yaşına geldiğinde evde birden rengi solmaya başlayıp fenalaştı. Apar topar en yakın özel hastaneye yetiştirilen küçük çocuk için ‘yetersiz kan’ teşhisi konulmuştu. Yusuf’u götürdükleri özel hastane, tam teşekküllü bir hastane olmadığı için Yusuf’u acilen bir devlet hastanesine götürmeleri gerektiğini söyleyip, aileyi gönderdi.

Talihsiz aile o gece üç hastane dolaşmalarına rağmen hiçbir devlet hastanesi onları kabul etmediği gibi, başka bir hastaneye de ambulansla sevkini yapmadılar. Ölümle burun buruna gelen küçük yavruyu ailesiyle başbaşa çaresiz öylece bırakıverdiler.

Yusuf’un kan değerleri normalde 12 olması gerekirken diplere, yani 2′ ye kadar düşmüştü. Kendi imkanlarıyla önce Bakırköy Yeni Mahalle Hastanesine gittiler ama Yusuf’u kabul etmeyince de Sadi Konuk Hastanesine yönlendirildiler kendi imkanlarıyla ama nafile kimse bu riskli çocuğu kabul etmedi. Ambulans bile temin etmeden aileye çocuğunuzu Şişli Etfal Hastanesine gidin tavsiyesinde bulunup bir nevi başlarından savdılar.

Kendi imkanlarıyla hastanenin bile yolunu bilmeyen dedeleri Aydın bey kendi tabiriyle ‘karambole Şişli Etfal Hastanesine bir şekilde geldik’ diyor. Ümitsizce geldiğimiz Şişli Etfal Hastanesi çok şükür bizi kabul etti diye ekledi dedesi Aydın bey.

HASTANEDE YAŞAM BAŞLIYOR

Gülen yüzler

Şişli Etfal’ de acilen tedaviye alınan Yusuf’un vücudunda yaklaşık iki buçuk saat damar aradılar ama nafileydi gayretleri. Kanı çekilmişti, damarları kurumuştu, nedense onca hemşire doktor bir türlü damar yolu açamıyorlardı. Onca uğraşıdan sonra nihayet ayak topuğundan bulunun bir damardan hayat iksiri, kan verilmeye başlamıştı küçük bedenine Yusuf’un.

Unutulmaz gergin, stresli, çaresiz ve ne yapacağını bilemeden çırpınan aile nihayet derin bir nefes almaya başlamıştı, Yusuf’un vücuduna giren her bir kan damlasıyla. O gece Yusuf, tehlikeyi atlatmıştı gerçi ama aslında herşey daha yeni başlıyordu. Hastanede yaşam başlamıştı, Yusuf’un hastalığını çözmeye çalışan doktorlar kararsızdı. Üç ay boyunca çeşitli araştırmalar, tahliller, testler yapılsa da net olmayan teşhisler içerisinde en çok lösemi şüphesi üzerinde duruluyordu.

Hematoloji bölümünde kemik iliği alındı, teşhis konmaya çalışıldı ancak tüm bunlar net bir teşhise varmak için yeterli olamadı. Üç aylık Şişli Etfal macerasında herkes bitkindi, en çok da tüm testlere, araştırmalara minik bedeniyle maruz kalan Yusuf, kelimenin tam anlamıyla yıpranmıştı. Hastaneden taburcu olmuşlardı olmasına ama bu kan düşüklüğü bir türlü yakalarını bırakmıyordu minik Yusuf’un ve ailesinin.

Üç aylık hastane yaşantısı bitmişti ama ayda bir, bazen de haftada bir hastaneye taşınıyordu tekrar tekrar kan takviyesi için. Sürekli kan takviyesi aile için de ciddi zorluklarla dolu süreçti, öyle çat kapı gidip hastaneye hemen işler hallolunamıyordu o yıllarda.

O YILLARIN HASTANELERİNİ BİLENLER BİLİR

Aynı Kaderi Paylaşan Kardeşler

Gecenin bi vakti hastaneye öncelikli numara alabilmek için sabah 4:00′ te gidip sıra almak gerekiyordu. Sırayı aldıktan sonra tüm hastane içerisinde oradan oraya giderek, kan alabilmek için tüm günümüz geçer, akşam beşe kadar ancak işimizi bitirebilirdik diyor Yusuf’un annesi Ayşe hanım.

Hele Hastane kapılarında, soğuk ayaz sabahlarında sıra beklemek, sıra kaybetmek korkusuyla ısınmak için bir an bile sıradan çıkamamak, çünkü çıkarsan sıranı kaybetmek büyük bir riskdi. Eğer sıranı kaptırırsan zaten gergin olan diğer hasta ve yakınlarıyla amansız bir kavgayı göze alman gerekiyordu.

Yusuf’un annesi Ayşe hanım o günlerde soğukta sıra beklemekten tüberküloz olduğunu, dedesinin de sürekli soğuk aldığını ve o zor günleri unutamadıklarını belirtiyorlar. Dedesi Aydın bey ‘Allah’tan bizim aracımız vardı, kızımla dönüşümlü olarak araçta ısınır, tekrar sıraya geçerdik, ama onca yaşlı, hasta çocuklar ve hasta yakınları bizim gibi imkanı olmadıkları için, hastalıklarının üzerine birde sağlam soğuk yiyorlardı iliklerine kadar.

Hastane yolunu kendimize ikinci adres yapmıştık ancak, ne bir teşhis konulabilmişti ne de Yusuf’un sürekli kan eksilmesine bir çare bulunmuştu. Hastane öncesi sürekli takip edilen, hatta ailenin cebinden ödediği tüm fizik tedavi kazanımları da maalesef kaybedilmişti. Fizik tedavi sayesinde birazda olsa emeklemeye ve oturmaya çalışan Yusuf, artık eskisinden de kötü duruma gelmiş vücut kontrolünü neredeyse tamamen kaybetmişti.

MİNİK ÇOCUĞA KORTİZON!

Yusuf, Kerem, Ayşe ve Cüneyt Turgut.

Bir türlü sebebi bulunamamıştı, söylenilen ise; kırmızı kan hücrelerinin tembelliğinden kan yetmezsizliği yaşıyordu Yusuf. Başka çarelerinin olmadığını söyleyen doktorlar küçük Yusuf’a kortizon tedavisine başladılar. Bu kortizondan dolayı böbreklerinin bir %70 diğeri ise sadece %40 çalışabiliyordu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Yusuf’un böbreklerinde taş oluştu ve birer sene arayla iki böbreğinde taş düşürme operasyonu olmak zorunda kaldı.

Bunları belki bir cümlede yazıp geçmek basit gibi gözükse de bu aşamaların her biri bizi maddi ve manevi olarak tükettiği yetmiyormuş gibi, Yusuf aslında en çok zarar görendi. Onun bunca operasyon, ilaç hele de kortizon kullanması minik bedenini iyice zayıflatmış, gelişimini olumsuz olarak etkilemişti. 27 Ocak 2019 yılı itibariyle 18 yaşında bir genç olsa da Yusuf, yıllardır tüm bu eziyetli mücadeleden en çok da gelişemeyen bedeni etkilenmiş, dışarıdan bakıldığında 8-10 yaşlarında bir çocuk gibi kalmıştı bedeninin görünümü.

AYŞE HANIMIN HASTALIĞI

Tüm engelli annelerinin ortak duası vardır, O özel anneler, belki de ölümden en çok korkan insanlardır, çünkü hayattaki en büyük korkuları, gözlerini sonsuza yumduğunda çocuğuna kimin sahip çıkabileceğidir. Bu yüzden özel anneler yürekleri parçalansa da; ‘Allahım, çocuğumun canını benden önce al” diye dua edebilen özel annelerdir.

Kışın tüm zorluğuna rağmen Yusuf’un kan seviyesini normalde tutabilmek uğruna çırpınan anne Ayşe hanım ağır bedel ödeyecekti. Evladının tüm sorunlarının yanı sıra kendisi de o ayaz sabahlarda fena şekilde hastalanmış tüberküloz olmuştu. Yavrusu Yusuf’a bakamamak, onu daha da çok üzüyordu. Ayakta durmaya çalışsa da Ayşe hanım, hastanede yatması gereken ağır bir tüberküloz hastasıydı.

Anne ayşe hanım, 45 kiloya kadar düşmüş, bir deri bir kemik olmuş, kelimenin tam anlamıyla ayakta duracak hali, mecali de kalmamıştı. Babası Aydın bey, Ayşe hanımı minik bi kız çocuğu gibi kucağında hastanelere doktorlara taşıyor, bir an evvel iyileşmesi için çırpınıyordu. Aydede Aydın bey, 45 kilo kalmış dermansız evladını kucağına almış giderken Ayşe hanım babasına şöyle demiş; ‘Baba, ben ölürsem evladım Yusuf sana emanettir.’ O anı anlatırken gözyaşları içerisinde cümlesini bili zor bitiren Aydın bey, bir müddet sonra kendine geldiğinde ‘Bir baba için en zor, en yürek yakıcı, o an ciğerinin nasıl yandığını zorlukla belirtebildi. Çaresizlik…

Ayşe hanım, geçirdiği ağır, ilerlemiş tüberkülozdan bir an evvel kurtulmalıydı. Doktoru babasına aldığı tedavinin yanı sıra kızını memleketi Kastamonu’ya götürürse çok daha çabuk iyileşebileceğini tavsiye etmişti. Çünkü memleketin oksijen seviyesinin yüksekliği ve havasının kalitesi bu tür hastalar için şifa derecesinde kaliteliydi.

Yusuf annesi olmadan durmadığından, Ayşe hanım tedavi için hastanede yatamıyordu. Bir gün öksürük krizine girmişti anne Ayşe hanım ve o geceyi hastanede geçirmek zorunda kalınca olan oldu. Yusuf, annesinin yokluğunda sürekli ağlamış ve heba etmişti yavrucak kendini. Belki Ayşe hanım hastanede tedavisini görebilseydi daha kısa sürede iyileşebilirdi. Öyle yada böyle hastalıkla mücadele eden Ayşe hanım tam dokuz aylık tüberküloz mücadelesini baba toprağında geçirdiği günler sayesinde daha hızlı atlatabilmiş.

Bu günleri anlatırken Ayşe hanım, en çok desteği beraberinde kalan ve ona destek olan eşinin ablası ve annesinin emeklerini, haklarını asla unutmadığını içtenlikle belirtti.

Zaman hızla geçiyor, Çapa Nöroloji bölümü en baştan beri Yusuf için gayretli çalışma ve araştırmalar yapıyordu. Rutin takiplerin dışında net bir teşhis bile konulamamıştı minik Yusuf’a. Fizik tedavi, kan seviyesini dengede tutmayla daha teşhisi bile konulmamış hastalıkla ne kadar mücadele edilebilirdi.

2008 KARDEŞ KEREM DOĞDU

Belki Yusuf için hiçbir hamilelik öncesi araştırma, çalışma yapılmamıştı ancak aile ikinci bebeklerini planladıklarında tedbirli davranmıştı. Belki ikinci bebek, abisi Yusuf için bir umut olabilirdi. Abisinin tedavisi için gerekli kök hücre, ilik veya ne gerekiyorsa kardeşi olduğu için yeterli ve uyumlu olabilirdi.

Ayşe hanım, Kerem Ali’ ye hamile kalmıştı. Kerem’in hamileliğinde amniyosentez yapıldı, sonuçlarda herhangi bir soruna rastlanmamıştı.

2008 yılının Ağustos ayının 27’sinde gayet sağlıklı, oldukça normal bir doğumun ardından Kerem aileye katılmıştı. Kerem bir yaşına kadar gayet normal gelişimi olan bir çocuktu ancak yürümesi gerektiği yaşa geldiği halde maalesef yürüyemiyordu. Zaten tetikte olan, korkuyla bekleyen aile için Kerem’in yürüyememesi bir şeylerin belirtisiydi adeta. Acaba Kerem’de abisi gibi engelli bir çocuk mu olacaktı?

Kerem Ali Ayakta

2008 yılının sıcaç bir Ağustos ayının 27’sinde gayet sağlıklı, oldukça normal bir doğumun ardından Kerem aileye katılmıştı. Kerem bir yaşına kadar gayet normal gelişimi olan bir çocuktu ancak yürümesi gerektiği yaşa geldiği halde maalesef yürüyemiyordu. Zaten tetikte olan, korkuyla bekleyen aile için Keremin yürüyememesi büyük bir belirtiydi. Acaba Kerem’ de abisi gibi engelli bir çocuk olacaktı?

İKİNCİ İMTİHAN KAPIYI ÇALIYOR

Kerem Ali, onsekiz aylık olduğunda sadece ayak uçlarına basarak yürümeye başlamıştı. Tabiki bu anormal yürüyüş işlerin yolunda gitmediğinin habercisiydi. Sürekli düşen Kerem, kreşe de kabul edilmemişti. Kerem, fiziksel olarak normal geçen bu on sekiz aydaki kazanımlarını yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştı bile.

Hareketlerini kontrol edememesi, daha sık düşmeye başlaması hatta artık bir yerlere tutunmadan yürüyemeyecek kadar durumu kritikleşmeye başlamıştı. Abisi Yusuf’un başına geldiği gibi aynı şeyler tekerrür etmeye başlıyordu. Abisi gibi dört yaşına yaklaştığında tutunmadan ve desteksiz hareket edemiyordu Kerem Ali.

Beraberinde Yusuf’un kasılmalarına benzer kasılmalar artık Kerem’ inde hayatına girmişti. Kerem aynı zamanda çok hızlı şekilde kasları güçsüzleşmeye başlayınca ailesi abisi gibi artık Kerem’i de fizik tedavi ve nöroloji seanslarına götürmeye başlamıştı.

Halbuki Kerem, hastalığının ortaya çıkmaya başladığı güne kadar hikaye anlatan, espirili şakalar yapan, şen şakrak, hayat dolu bir çocuktu. Kerem Ali artık konuşma zorluğu da çekiyordu. Evde bir olan engelli çocuk sayısını ikiye çıkacağının açık bir göstergesiydi. Kerem Ali’de abisi Yusuf Eren gibi teşhisi konulamamış hastalığın ve engelli olmanın ızdırabına ilk adımını atmıştı.

ENGELLİ MELEK SAYISI İKİ OLDU!

Zaman durur mu, günler, haftalar, aylar yıllar hızlıca geçer ömrü olan için. Kerem dört, Yusuf is on yaşına gelmiş, artık evde kendi yürüyemeyen, kucakta taşınmaya, altının değişip, yemeğinin bebek gibi yedirilmesine muhtaç iki özel çocuktu artık onlar. Anne Ayşe hanım, bir değil iki engelli ve bakıma muhtaç masumlara bakan 24 saat mesai üzerine gün planlaması yapan bir kadına dönüşmüştü.

Eşi Cüneyt bey ise, tek gelir getiren evin geçimini sağlayan kişiydi. Tüm gün çalışan evin babası, akşam eve geldiğinde ikinci mesaisine başlıyor, eşi Ayşe hanıma canla başla yardımcı olmaya gayret ediyordu. Bakıma muhtaç olan iki evladı için babası akşamları ve hafta sonları Ayşe hanıma tam destek oluyordu, dinlenmeye fırsat bile bulamadan. Gün içerisinde sağolsunlar anneanne ve dede de her daim torunları için ellerinden geldiğince onlarda Ayşe hanıma destek oluyorlardı. Uzak olan babaanne ve dedeleri de fırsat buldukça bu masum meleklerin ziyaretlerine gelip, ellerinden geleni yapıyorlardı.

AMELİYATLAR ZİNCİRİ

Yusuf ve Kerem kas gevşetme beraberinde kalça ameliyatları oldular, hem de defalarca. Bu büyük ameliyatlar elli gün süren alçılı yatışları işimizi daha da zorlaştırıyordu. Bir kez değil son beş yılı iki yavruda ameliyatlarla geçirdiler, minicik bedenleri defalarca narkoz yediler, neşter ile bedenleri kesildi ve defalarca dikildiler.

PSİKOLOJİK ZORLUKLAR

Psikolojik olarak yıpranmanın en yoğun halini çocuğunuza verebileceğiniz bir cevabınızın olmadığı zamandır. Herkes 15 tatilde eğlenirken biz alçılar içinde tatili bitirip tekrar okula başlıyorduk, bu böyle beş sene sürdü.

Keremin hastalığı başlayıp, kendi başına yürümesi artık imkansız olduğunda “Anne Allah beni sevmiyor mu? Neden yürümemi aldı benden? Arkadaşlarım yürüyüp, koşuyorlar ve ben onlara yetişemiyorum” şeklinde onlarca sorusuna cevap verememenin acısı da bir başkaydı gerçekten.

ARABA GELİYOR

Yusuf ve Kerem her ikisi de her gün fizik tedaviye, doktorlara gitmeleri gerekiyordu. Hergün istisnasız yoğun bir tempoda, ne olduğunu bile bilinmeyen bir hastalığın pençesinde oradan oraya belki bir çare, bir umut ışığı aramakla geçen seneler. İki engelli çocukla güvenle dışarıya çıkamamak, rahat hareket edememek, herkesin hayallerin yıkılması, tüm dünyalarının kararması hiçte öyle kolayca kabul edilecek durumlar değildi. Ama insan işte öyle yada böyle kabullenmek durumunda kalıyordu başına gelenleri.

Güzel şeyler de olmuyor değildi. Bunca zorluğun içerisinde araç sahibi olmak, yıldızlar kadar uzak bir hayaldi. Tek maaşla karşılanmaya çalışılan yüksek giderlerin yanına bir de araç almak, teknik olarak mümkün değildi.

Cüneyt beyin patronu bu çocuklara araba lazım dedi ve aileye büyük destek vererek onların bir araç sahibi olmalarına vesile oldu. Aracın parasını peşin ödeyen değerli patron bey, senet yapmadan, faiz almadan dilediğiniz sürede ve dilediğiniz miktarda peşin fiyat üzerinden aracın ödemesini bana yapabilirsiniz dedi. Bu koca yürekli insanlardan ülkemizde çokça olduğu ve Allah karşımıza çıkartığı için çok bahtiyarız.

Kerem Ali ve Yusuf Eren Kardeşler

ZAHİDE YETİŞ İLE ARAYIŞ

Hayatları hastane ev arasında mekik dokumak olmuştu ailenin. Her zamanki gibi Yusuf’un sürekli kan düşüşü yaşaması ailenin topyekün hastanelere taşınmasına yetmiyormuş gibi bazen iki-üç aya varan hastanede yatışları, zor olan hayatlarını iyice içinden çıkılmaz hale getiriyordu.

Kerem, abisi Yusuf’ a nazaran yürüme ihtimali biraz daha yüksekti. Belki de Kerem tekrar toparlanır yürüyebilir ümidiyle 17 bin liraya yürüme cihazı alabilmek için aile tam bir sene uğraştı. Belediye, kaymakamlık gibi tüm resmi kurumlara başvurulsa da gelen cevap olumsuzdu ve ortak mazeretleri ise ‘Eviniz var, bu yüzden size destek sağlayamayız’dı. Aile yılmadı, önlerine gelen her kapıyı çalmaya çalıştılar.

Zahide Yetiş programında kısa bir tanıtım için tam altı ay uğraşan aile sonunda programda Kerem için bir tanıtım yapılmasını sağladılar. Ancak talihsizlikler ailenin yakasını bırakmadı. Zahiye Yetiş programının sezon finali yapıldığı, mübarek Ramazan ayının son günü, bayram arefesinde ve programın kapanmasına yakın yayınlanmasıyla maalesef ki sadece 4 bin lira gibi bir para toplanabildi.

Zahide Yetiş Programında, Yusuf ve Kerem kardeşler için yardım çağrısı. (İzlemek için tıklayın)

Tabiki yılmadılar, geri kalan 13 bin lira bakiyeyi, eş-dost akraba desteği ile zorla denk getirip Kerem için yürüme cihazını satın alabildiler. İnsanın yakın akrabalarının en zor gününde hızır gibi yetişmesi ayrı bir mutluluk oluyor bunca sıkıntının arasında.

İYİ KALPLİ İNSANLAR HER YERDELER

Hiç tanımadığınız, bir insan düşünün ta Amerikadan izin için Türkiye’ye gelsin, Kerem’in 23 Nisan gösterisine katılsın ve O’na hayran kalsın. Öğretmenlerine ben bu aileyle mutlaka tanışmalıyım deyip, hafiye gibi evini bulsun ailenin ‘Sevinc’i olsun.

Eşiyle beraber, bize çok büyük destekleri olduğunu, evde fizik tedavi almalarını sağladıklarından ötürü onları asla unutmayacağız, minnettarlığını dile getirdi Ayşe hanım.

TATİL Mİ, HEM DE EN GÜZELİNDEN

Bunca yoğunluk, peşi sıra ameliyatlar, bilinmeyen bir hastalıkla iki çocukla beraber mücadele etmek insanı pek tabiki tüketiyor. Ayşe hanımın akrabaları aileye müthiş bir sürpriz hazırlamışlar, aralarında para toplayarak, bu yorgun aileyi iyi bir tatili hak ettiniz diyerek güzel bir otelde tatil organize etmişler. 8 aile, 2 günlük bir hava değişimi elbette iyi gelir insana. İşte böyle gönül zenginidir, güzel insanlarımızın.

ENGELLİLERİN YAŞADIĞI SIKINTILAR

Yıllar gelip geçiyor, istisnasız her gün aynı tempo ve gayretle iki engelli çocuğun bakımları, hizmetleri kusursuz yapılıyordu. Dışarıdaki insanlar engelli çocukların melek olduğunu nereden bilsinler? Hep ön yargı, hep bir dışlama, hor bakma hatta ne günah işlediniz de Allah size böyle engelli iki evlat verdi diyen kendini bilmez hadsiz insanlar aslında hayatı daha da zorlaştırıyorlardı ama farkında bile değillerdi.

Elli senedir Bayrampaşa’lıyız diyen dede Aydın, kapımızın önüne engelli için özel park alanı iznini alamadığını söyledi. Defalarca müracaat etmelerine rağmen, yetkililer bizim belediyemizde böyle bir uygulama yoktur diyerek geri çevirdiler. Eğer komşularımız anlayışlı insan olmasaydılar bu iki engelli yavruyu araca taşıma, indirme bindirme sorunu yaşayacaktır. Halbuki İstanbul ve başka şehirlerde engelliler için özel park alanları mevcutken gel gelelim, derdimizi Bayrampaşa belediyesine bir türlü izah edemedik.

Bir de devlet desteğinin kifayetsizliği var. Özel çocuklar düzenli olarak her gün fizik tedaviye ihtiyaçları varken, maalesef haftada sadece 2 gün ve 40 dakika ile sınırlı olması büyük eksiklik ve haksızlık olduğunu söyler Ayşe hanım.

AĞLARSA ANAM AĞLAR, GERİSİ YALAN AĞLAR

Ayşe anne ekliyor, toplumun engelli çocuklara bakışları, çok rahatsız edici, bir de sordukları sorular gerçekten acımasız olabiliyor. Bazen daha da derinden yaralıyorlar insanı bilip bilmeden konuşmalarıyla. Mesela; bir çocuğun engelliyken neden ikincisini yaptın diyen insanlar beni, benim gibi özel anneleri ne kadar üzdüklerini tahmin bile edemezler.

ALTERNATİF TIP ARAYIŞLARINA DEVAM

2019 yılına geldik, Yusuf Eren 18 yaşına, Kerem ise 11 yaşına girmiş ama hastalıkları hakkında net bir teşhisleri hala yoktu. Serebral Palsi belirtileri vardı. Alternatif tıp ile genleri en azından baskılayarak hastalığın daha doğrusu engellilik durumlarını daha da ileriye gitmemesi için arayışlar devam ediyordu.

Bu tür vakalar aslında çok rastlanan durumlar değildi ve yapılması gereken ne varsa yapılıyordu. Her şey bu iki masumun en azından mevcut durumlarını muhafaza etmeleri içindi.

Yusuf Eren ve Kerem Ali kardeşlerin sıhhat arayışlarını, aldıkları alternatif tıp desteğini ve gelişmelerini sizlere buradan yazmaya devam edeceğiz. Siz de Yusuf, Kerem gibi çocukluklarını yaşayamamış evlatlarımız için dualarınızı eksik etmeyiniz.

Unutmayın, her yerde, her sokakta sessiz, gizli kalmış bir engelli mutlaka vardır. Gidin bulun, tedavileri veya daha iyi şartlarda insan gibi yaşamaları için maddi ve manevi desteğiniz esirgemeyin. En önemlisi de, onları hor görmeyin, karşılaştığınızda selamlayıp, halini hatrını sorun, ilginizi eksik etmeyin.

Sen veya çocuğun da bu kaderi paylaşabilir, unutma herkes potansiyel bir engellidir.

Yasin Umur

Aileye maddi manevi destekte bulunmak isterseniz anne Ayşe hanıma ulaşabilirsiniz. +90 533 231 36 83


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir