Bir ömür der geçeriz lakin kıymeti pek azdır. Hele başkalarının hayatının pek bi ehemmiyeti yoktur pek çoğumuz için. Doğru mu acaba sırf kendimize, yakın ailemize tüm ilgi, dikkat ve şefkatimizi vermemiz? Başkalarının hayatları bizi ilgilendirmiyor olabilir, ‘aman, bana ne diyebilir elalemin sıkıntılarından’ kişiliği ve yetiştirilme şekli böyleyse şahsiyetin.

Ancak ya başkalarının hayatlarını karartmak? Hele size güvenip gelen bir hastaya defalarca yanlış teşhisler koyarak, gereksiz bir dizi ameliyat ve tedavileri bi çare hele küçük bir genç kızın üzerinde denemek insani bir davranış mıdır? Anladık başkalarının hayatı seni ilgilendirmiyor ama onların hayatını zorlaştırmakta neyin nesidir?

HAYATTAN GERİYE HİKAYE KALDI

Yaşanmış bu hikayedeki mağdur hanım kardeşimizin ismini tabiki burada yayınlamayacağız. Ancak bu gerçekleri, yaşananların, çekilen ızdırapların ve derin psikolojik travmaların hayal olduğu anlamına da gelmesin. Bu yazı da inanın eksikler var, on beş seneyi bir kaç sayfaya sığdıramayız zaten, var derinlerde çekilen acıları, maddi ve manevi bunalımları da empati gücünüzü kullanarak siz tahayyül ediverin.

Canla başla insanları için çalışan muhterem doktorlarımız, profesörlerimiz ve diğer sağlık çalışanlarımızın dışında egoları tavan yapmış, hele yaptığı hatayı kabul etmeyerek bir cana, bir hayata, bir genç kıza zulüm eden vicdandan yoksun profesyoneller de yok denemeyecek kadar az değiller. Onların dokunuşları öylesine tesirlidir ki; ömrünün sonuna kadar bir insanın hayatını karartabilir veya aydınlığa kavuşturabilir. İşte bu yüzden hakimlerin, mühendislerin ve can emanet edilen doktorların evvela ehli vicdan sahibi olmaları, en az uzmanlık alanları kadar gereklidir.

DÜNYADAN BİHABER GENÇ KIZIN BAŞINA GELENLER

1990 doğumlu, 11 yaşında bel ağrısı, aynı zamanda sağ bacağına vuruyor ve gerilme yapıyordu. Yürümesinde aksaklık ve zorluk çekiyor, uzun zaman ayakta duramıyordu küçük kızımız. Hatta bir bacağının kısa kaldığını düşünüyor bir tuhaflık seziyordu duruşunda ve yürüyüşünde. Şikayetlerinin artmasıyla beraber yaşadığı annesiyle hemen Haseki hastanesine gittiler. Olayı pek ciddiye almadan bir kas gevşetici verip senin bişeyciğin yok diyerek eve geri gönderdiler. Kas gevşeticisini sürekli kullanarak ağrıyı azaltmış, ama aynı şikayetlerle yaşamayı öğrenmesi gerektiğini sanmıştı küçük kız.

Babasızlığın ve maddi imkansızlık ülkemizin toplumsal olarak ortak kaderi olduğu gerçeği maalesef neredeyse her dokunduğumuz insanda gözlemleye biliyoruz. Ama hayat bu öyle ya da böyle devam ediyor ve yaşanacakları iliklerimize kadar hissederek yaşıyoruz.

16 yaşına kadara idare ettiği, bel ağrısı artık dayanılmaz hale gelmiş, bel ve bacakta tutulmalar nedeniyle kişisel ihtiyaçlarını gidermekte bile zorlanmaya başlayan genç kızımızı annesi Fatih’te özel bir doktora götürür. Doktoru, bu durumun doğuştan ana karnında bir bel kayması olduğunu söyler ve ameliyatının da sadece ÇAPA’ da yaptırabilirsin diyerek gönderir.

HAYATIN DÖNÜM NOKTASI

O yıllarda malumunuz sigorta bugünkü gibi her hastane, ameliyat ve ilaç masraflarını karşılamıyordu ancak bu ameliyata da 20 bin liraya yakın paraya ihtiyaç vardı. Bacağına saplanan ağrılar ve beldeki kilitlenme nedeniye 16 yaşındaki bir genç artık sokağa çıkamaz hale gelmiş, yatağa mahkum olmuştu.

Olası başka bir çare belki vardır diye, ne kadar doktor ve alanında uzman profesörler varsa annesiyle bir bir dolaşan kızımızın duyduğu cevap hep aynıydı. Herkes sözleşmiş gibi kesin ameliyat olması gerekir aksi takdirde yani ameliyat olmazsan, felç kalabilirsin, belden aşağısı tutmaz, idrarını ve büyük abdestini yapamazsın denildi. O zamanlar doktor olan bugün profesör olan operatör doktor bana güven veren; ‘hiç bir riskin yok sakın korkma ameliyata girip çıkacaksın ve sorunların tamamen bitecek’ dedi.

2007 yılının Mayıs sonunda bir çarşamba günü saat 12:00’de beni ameliyata aldılar, tam altı saat sürmüştü kısa sürecek dedikleri ameliyat.

AMELİYAT OLDU AMA

Ameliyattan çıktığında sonda takılıydı, bir hafta hastane ayağa bile kalkmadan hastanede kala kalmıştı genç kız. Doktorları bir hafta sonra taburcu olmasını gerektiğini söyleseler de kızcağız yataktan bile kalkamıyor, belden aşağısı tutmuyordu. Ayakları, bacakları şişmiş, hareket ettiremeyen bir hastayı neden taburcu ediyorsunuz diye direten annesinin ısrarı üzerine bir hafta daha yatmasına müsade ettiler.

İki hafta hastanede bir dizi tedavi gören mağdur kızımız doktorlarına neden bana sonda taktınız, çıkarın istemiyorum, bana iyileşeceğimi söylemiştiniz ameliyattan sonra dese de aldığı cevap karşısında, ameliyat olarak hata yaptıklarını anlamıştı aile. 2 sene bu sondayla yaşayacaksın, aylık düzenli kontrollerini yaptıracaksın ve iki sene sonra sondaya ihtiyacın kalmayacak, yalanıyla bizi evimize gönderdiler.

Ailede kimse sonda takmayı bilmiyordu ve bizi öylece eve gönderirken bunu nasıl yapacağız sorularına bile net bir yanıt verilmemişti.  Konu komşudan, daha önce sonda kullanmış hasta yakınlarından bir şekilde sonda takmayı öğrenen anne sayesinde günde raporlu olarak resmi sonda kullanımı başlamıştı. Her ay düzenli olarak tıpkı güdülen koyun gibi kontrollere gidiyor, iki senenin bitip sondadan kurtulacağı günü iple çekiyordu. Sadece gidip geliniyor, hiçbir gelişme görmeden körü körüne inanmış sanki büyülenmiştik.

SÜRÜNCEMEDE GEÇEN İKİ KOCA YIL 

Gün oldu iki yıllık sabırlı bekleyiş bitmişti, büyük bir umutla son kez gidilen hastanede sondanın çıkarılamayacağını, çünkü beklenen hiçbir düzelme olmadığı söyledi. Net bir şekilde sürüngeçte bırakılıp sonunda da hiçbir sorumluluk almadan aldatılışın resmiydi bu yapılan haksızlık.

Bitmeyen umutla aile yılmadan arayışlarına devam ettiler. Kadıköy’de bir profesör buldular ve muayene için gittiklerinde gerçekle yüzleşmiş oldular. Profesörün dediği ‘Bak kızım, seni kandırmışlar iki yılda oyalamışlar maalesef senin asla düzelme ihtimalin yok. Hayatının sonuna kadar sonda kullanacaksın. Ameliyatın yanlış yapılmış bu tamamen doktor hatası, geçmiş olsun’.

Önündeki hayatı boyunca artık raporlu resmi bir hasta olarak günde 6 kez sonda takacak 18 yaşlarında bir genç kızın içine düştüğü buhranı, travmayı, depresyonu ve yıkımı varın siz tahayyül ediniz. İşin vahim kısmı, bel ağrısı hala artarak devam ediyor, ameliyat sonrası düzelmesi beklenirken üstüne bir de sondaya mahkum olmanın çilesisi eklenince dert birken iki olmuştu.

YANLIŞ AMELİYATIN ŞOKU

Netice itibariyle L4 ve L5 omurgadan olduğu ilk ameliyatını boşuna olmuş çünkü gerçek sorun T11 ve T12 omurgalardaymış. İşin kötü yanı bu ameliyatların sonu yok, peşi sıra ameliyatlar olması gerektiğini öğrenince hayatın akışı tammen yön değişmiş oldu.

Aradan beş yıl geçmişti ve dolaşılan tüm doktorlar aynı nakaratta kalmışcasına ikinci ameliyatını olmazsan daha da kötü olacaksın diyorlardı. Hayat sanki beş yıl öncesinin tekrarı gibiydi, ilk ameliyatından önce yaşadıklarının bir nevi dejavusunu yaşanıyordu.

Göztepe’deki özel bir hastanenin profesörüne giden aile, elindeki avucundaki topladığı paralarıyla umut peşinde savuruyorlardı. Profesörünün söylediği ameliyat olması şart ve bu sayede ancak sondadan kurtulabileceğinin mümkün olduğunu vaadiyle tekrar ameliyat masasına yatan genç kızı neler bekliyor, görelim.

Sözüm ona ameliyatı çok başarılı geçmişti geçmesine ama sondadan bir türlü kurtulma gerçekleşmemişti. Profesör ve doktorların hepsi de çok şaşırmıştı biraz bekleyelim düzelirsin deyip, iki gün sonra genç kızı taburcu ettiler. Aynı sahne tekrar tekrar yaşanıyordu; iki ayda bir kontrole gidiliyor her seferinde pek yakında kurtulacaksın sondadan merak etme oyalamasıyla eve gönderiliyordu çaresizler.

HASTANE DOKTOR PARA DÖNGÜSÜ

Öyle kolay değil, özel bir hastanede, profesöre muayene olmak. Her gidildiğinde yüksek miktarda para harcamak gerekiyordu; zaten yüksek olan muayene ücreti yanında, çeşitli MR çekimleri, farklı farklı, tahliller, tetkikler yaptırmak zorundasınız. 2016 yılında artık manevi tükenmişliğin yanı sıra parasal yönden maddi olarak da tam bir çöküş yaşanmıştı ailede. Profesör muayene ücreti, MR, tahlillere verecek paraları kalmayınca da kaderiyle başbaşa kalınmıştı.

Yıl gelmiş 2018’e hala sonda takılıyor günde altı kez, rutin böbrek kontrolleri yapılmak zorunda çünkü bu yaşam için artık olağan bir durumdu ve çaresi de yoktu maalesef.

Çaresizlik, peşinden mücadelede yenilgiyi, pes etmeyi getirmiş sondadan kurtulmanın bir çaresi olmadığı kabullenmişken, bir arkadaşı hayatını değiştirecek birini tanımıştı. Artık 29 yaşına gelen sonda bağımlısı hastamız şöyle devam ediyor.

DERMANSIZ DERT YOKTUR

‘Alternatif Tıp uzmanımla beni tanıştırması çok enteresan bir gelişmeydi. Arkadaşım, Alanya’da bir seminerine katılmış ve çok etkilenmiş. O’nu dinlerken aklına ben gelmişim ve bu adam benim arkadaşımı sondadan kurtulmasına vesile olabilir diyerek numarasını almış. İstanbul’a döndüğünde Alternatif Tıp hekiminin numarasını bana verdi ama ben bu adamında bir şey yapacağından emin değildim. Koca koca profesörlerin çare bulamadığına bu Altenatif tıp hekiminin çare bulmasının hayal olduğunu düşünüp, en iyisi hiç ümitlenmeden bu konuyu kapatmak ve hayatına aynen devam etmenin en doğrusu olduğunu düşündüm. Ama bu sefer arkadaşım hiç yılmadan beni arıyor, neden hala aramadın, son kez de bu yolu dene diye ısrar ediyordu. Bense hiç oralı olmuyor ve aramamakta da kararlıydım. Çünkü bir kez daha maceraya girip, hüsranla çıkmak, yıkılmak istemiyordum.

Aradan on beş gün geçmiş, arkadaşımın ısrarına dayanamayarak Alternatif Tıp Hekimini aramaya karar vermiştim. Telefonda tüm hayat hikayemi anlattım, İstanbul dışında olduğunu dönünce haberleşelim görüşelim dedi.

Bir hafta sonrasında İstanbul’a gelen Alternatif Tıp Hekimimle görüştük, çok enteresan bir şekilde gittiğim tüm profesörlerin, doktorların söylediklerini özetledi. Bunca ameliyatı boşa olmuşsun hatta sondayı bile bunca yıl boşa takmışsın, rahat ol sadece altı seansta düzelirsin dediğinde pek inandırıcı gelmemişti. Görüşmenin ardından, biz devam etmeyi kabul edersek size döneriz diyerek ayrıldık.

Uzun araştırmalar, istişareler sonunda bu yöntemi deneme isteksiz ve ümitsiz olarak da olsa kabul etmiştik. Süreç başlamıştı, dediği üzere tam altı seansta sondadan kurtulmuşum. Benim  yeniden doğuş tarihimdi 2 Şubat 2018 gecesi taktığım sondadan sonra bir daha takmadım. Sondadan kurtulmuş gibiydim ama gene de çok korkuyordum bir sorun yaşar mıyım diye, ilk birinci ayı tereddütle geçiriyordum ve emin olmak istiyordum şayet her şeyin yolunda olduğundan.

EMPATİ MERHAMET NİMETTİR

Bana konulan teşhis Spina Bifida’nın bir çeşidiydi. Emin olmak için bu hastalık üzerine kitaplar yazmış beni takip eden profesöre gidip muayene oldum. Artık sonda kullanmadığımı, sondayı bir aydır bıraktığımı söylediğimde hiddetlenerek bu sondadan kimse kurtulamaz, seni ameliyat eden doktorun hatasının bedelini ömür boyu ödeyeceksin diyerek ağır konuşmasına  beni inciterek devam etmişti. Zaten hayatının en güzel yıllarını suni bir hastalıkla mücadele eden genç kıza ‘Seni bu halinle kabul edecek birini bulursan evlenirsin’ diyerek odasından çıkartması, sondayı bıraktığıma inanmaması çok üzücüydü.

Göbek ve diz kapağı arasını hissetmemek, sürekli antidepresan ilaçlarıyla yaşamak, sondadan kurtulmak bunların hepsi geride kaldığını bilmek ve geleceğe umutla bakmak tamamen Allah’ın bir lütfuydu benim için, der genç kızımız.

Tüm biçare hastalara ve engellilere Allah’tan şifa diliyorum.

Yasin Umur